Thursday, June 3, 2010

Kısa Günün Karı

                                                 NUR İÇİNDE YAT

İki senedir bütün metro istasyonlarında yardım topluyoruz (öle insanı filan diil gayet maddi) diye basbas bağaran İHH İNSANİ YARDIM VAKFI? afişlerini göremedik. ( şu an toplu taşıma araçlarında hoca efendi'nin kitap reklamlarının afişi ve hala ve halaaaaaa deniz feneri afişleri var yuh!!) Mavi Marmara'yı İdo'dan bu yardım paralarıyla (ido??) alındığını ruhumuz duymadı.

Bu uluslarası bir yardım bunun sadece Türkiye ayağı insani yardım vakfı diyelim tamam. Acaba niye sadece mavi marmarayı vurdular? Neden 600 masum insan, çoluk çocuk var?  Neden %90 ının soyadı albayrak geri kalanı sakallı, utanmıyolar mı küçücük çoçuklarla kadınları da o gemiye tıkmayı, (bunu positiv ayrımcılık adına söyledim. Kadın, doğası gereği erkekten zayıftır!) Neden RTE, Hamas milli irade ile seçilmiştir diye destek çıkar?

Filistin, topraklarının bir bölümünü parayla İsrail'e satarken eninde sonunda orda kurulacak devletin o toprakla yetinmeyip sınırlarını genişletmek isteyeceğini malesef öngöremedi, kıyamet bundan koptu. Evet İsrail'in politikası belli her zaman radikal, her zaman net , her zaman orantısız  insan öldürmenin ne kadar acı olduğunu en iyi onların bilmesi lazım. Ama sen cihad uğruna, yok alkol aldı, yok başını açtı, yok kıçını açtı, yok başka mezhepten diye kendi milletini bölersen, biride gelir bu basiretsizlikten yararlanır, gelir seni böler.O yüzden bi ton aklı başında insan bi taraflarını yırtıyor KÜRT SORUNU YOKTUR, AĞALIK SORUNU VARDIR! diye. Doğu ve Güneydoğu'da bütün topraklar aşiret reislerinin elinde, millet işsizlikten kurudu, açlıktan geberiyor, kızlar 10 yaşına gelince bi ineğe satılıyorlar, O aşiret reislerinin umrunda değil onlar ancak terröre yardım etsin, jankilere kaçakçılık hizmeti versin.

Kaldı ki israil'in politikası çok sert olabilir ama Filistin'in veya benzeri müslüman veya arap ülkelerinin nasıl ki? Onlar da git kendini patlat diye hamile kadınları bile canlı bomba olarak kullanmıyorlar mı? Ne zaman ne hayır gördükte bu kadar kardeş ilan ettik.Geminin bandırasına gel zaten, eee nolcak şimdi amanın Türkiye bandıralı diil! Paintball topu mu silah mı acabayı tartışıyolar insanlar ölürken.




Kendi vatandaşın yerin 80000 kat altında karıntokluğuna kömür madeninde can verince kader oluyor , Filistin'e yardıma sakalla takkeyle gidenlerin burnu kanayınca savaş sebebi mi, oluyor.? Ne oldu şimdi RTE dünyaya kafamı tuttu. Bu kasımpaşalı ağzıyla politika zaten olmaz. Türkiye, ortadoğuda gücü ele geçirebilecek %99'u müslüman olan tek modern ( ey allahım oturup saydınız di mi!!) ülkedir; gerçekten çok büyük bir geyik. Ne modern' o sokaklara dökülen tipler kim? % 99 'u müslüman % 5'i belki biraz çekiştirirsen modern olduk artık resmen.

Neyse kısa günün karı;  BM doğru dürüst kınamadı bile İsraili, RTE bu bahaneyle çaktırmadan bi aleviyi daha ergenekon ayağına içeri aldı. İki gün önce sokakta gördüklerimi bir daha ömrüm hayatımda görmek istemem, dillim tutuldu Persepolis halt etmiş. Tek umudum çeçen kardeşlerimize! verdiğimiz destek gibi olmasında hiçbirimiz bir gece aniden rehine olabiliriz korkusuyla yaşamayalım. 

Thursday, April 15, 2010

Da Kuuulest Guy


Luke Wright tarafından kaleme alınmış bir eser kendisi bu seneki Glastonbury'de de performans sergileyecekmiş. Ayrıca, İsmail YK yurstseven kardeşin çok daha önceden Facebooka güzelleme yapmış olması, bir Türk genci olarak beni çok gururlandırdı. Bu şiir, şarkının biraz replikası olmuş, şarkının sözleriyle şiir arasında inceden bi esinlenme sezdim.( özellikle lokomotif gülşen, çıtıpıtı birsen bölümü bire bire copy paste) Gerçekten son zamanlarda zeynep tosun designs ve cihanbey boutique'den sonra en beğendiğim iş ( Bütün kuul heriflere armağanım olsun, bayılıyorum köpek eden erkeğe)


My Own Worst Enemy

I’m single because I’m my own worst enemy
You know my type, you’ve met men like me
I date like a tourist, I like to see the sights
Maybe take a few pictures then leave at first light
I’ll pay for the initial meal and that’s your lot
I‘ll screen all your phone calls and then sulk when they stop
I’ll search FACEBOOK for girls I’ve meet once at functions
Typing “Steph” “blonde hair” “purple dress” “Clapham Junction”

I’ve been on blind dates, speed dates and naked discos
80’s style wife-swaps with birds wearing viscose
Had fumbles on bog seats, made love under heaters
Inside parked cars while we wracked up the meter.
You see initially I get the ticks
But going out with me is like the Olympics
All the pomp, ticker tape and fuss is fleeting
then it’s over in three weeks with charges of cheating

I’m single because I’m my own worst enemy
I’ve had it all: girls saying “woah there speedy”
Or “are you pulling that face cos you think I’m ugly
Or “I really like you Tom.” Yeah, my name’s Andy
I’m the guy that girls don’t introduce to their friends
Who meets a hippy bird at a festival and pretends
That he’s a vegetarian just to get a shag
Then writes the whole thing down and sends it to a lads mag

I knew this bloke, right, he used to corpse after sex
Lie there petrified about the bit that comes next
To stop her cuddles, he’d fake cramp, jump out of bed
Screaming, rubbing his thighs and hopping on one leg
I know how he feels, see men like me are like cars
If a girl get too close they set off our alarms
The bag-carrying boyf– one cliché I’ll never be
I’m single because I’m my own worst enemy

Monday, April 12, 2010

aman ne biliyim ben



Dün Mine Vaganti'yi izledim, bayıldım. İnsan galiba bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak sorunsalını ana rahmine düştüğünden itibaren, diğer genetik talimatlarıyla beraber DNAsında taşıyor. Bu sorunsal önyargı ve anlamak (aslında empati demem lazım ama o lafa oldum olası kılım, sanki başında veya sonunda harf eksiği var.) iplikçiği şeklinde tezahür eder ve bu iki iplikçik birbiriyle sürekli bir didişme halinde giderler. 

Ben bu genlerin aslında sığır milletimin alameti farikası olduğunu sanıyordum ama dün mine vaganti'yi izledikten sonra çok büyük g.. oldum. Gerçi çoğunluğu radikal katolik bir ülkede, sıkı sıkıya bağlı olunanın dışındakileri  kabulenememe pekte garip gelmedi ama bu kadarı çok acımasızca. Adam bütün film kendini yedi bitirdi; anayı boynuzlayan şovenist bir babaya, kontrol manyağı bir anneye, alkolik bir  halaya, kayınbiradere yollu bir babanneye gay olduğunu söyleyemedi gitti. Aslında ne kadar saçma si..n benin si..len benim sana noluyor? diyemiyor heralde insan, basireti bağlanıyor. Zaten bütün boklukta bundan çıkıyor.

Kız anası nasıl kızının bekaretinin ancak kocası tarafından bozulacağına inanıyorsa (bekaret bozmak: buyur burdan yak işte, bu erkek milleti doğuştan bişeyleri bozmaya, kırmaya, yıkmaya programlı, bi iştede yapıcı olun arkadaşım hep yık hep boz nereye kadar?) Erkek babası da oğlunun mütemadiyen karı bozan, mumuş kovalayan bir mutluluk çubuğu olduğu düşüncesiyle yaşıyor.

Filmdeki insan üstü varlık, yavrum tomasso, işin en zorlu aşaması olan; kendinle yüzleşmek, kendi doğru bildiğini, kendinle ilgili gerçekleri kabullenmek, başına gelen herşeyi, yaptığın her hareketi ota boka çiçeğe böceğe yormamak, aman eleştirilicem diye intihara sürüklenmemek kısmını halletmiş. Ben yaptım olduculuk veya herşeyi ben bilirim kafası baya leyyyym kaçıyo artık, soooooo 60's., masa başında onun bunun yediği bokları eleştirmek artık hiçte kuuuul değil, o çok rahat görünen bohoların kaçı acaba ilk verdiği  gün anasına gidip oh kurtuldum diyebilmiş? yada sevgilisini düdüklediği arkadaşına abi karıda çok or..uydu demek yerine, sarhoşken uçkurunu bile tutamayan 5 para etmez leşo herifin tekiyim diyebilmiş?

Aslında hayatımızdaki embesillere kendimiz veriyoruz bizi böyle acımasızca yargılama cüretini. Kendin yediğin boku kendine itiraf edemeyip binbir türlü sebep buluyorsun sonrada karşıdakilerin senin hakkında fikir sahibi olmasına tahammül edemiyorsun. Sen kendi fikrini savunamamış, kendinle hesaplaşamamış, yaptıklarını kendine kabul ettirememişsin, hala kafanda soru işaretleri dolanıyo, eee o zaman karşındakinden de seni sallayıpta seninle yada yaptıklarınla ilgili önce fikir sonrada bilgi sahibi olmasını bekleme.

Aksi zaten çok komik olmazmıydı? Sinema eleştirmenlerinin hepsinin en az iki kısa, üç adet uzun metraj, bir independent, birde horror (bir tanede porno olmazsa gönül koyarım) film çekmiş olmaları, müzik eleştirmenlerinin yüzde yetmişinin soprano geri kalan yüzde otuzunununda devlet senfoni orkestrasından olmaları, sanat eleştirmenlerinin hayatları boyunca en az 4 bienalde performans sergilemiş olmaları, politika eleştirmenlerinin de en az 5 yıl cumhurbaşkanlığı yapmış olması (Aslında fenada olmazdı, altına s.ç.p on gün aynı entariyle gezen, leşş gibi hacı yağı kokan, 8 karılı 38 çocuklu araplarla bir tutulmaktan kurtulurduk belki)Tomassonun babasınında 4-5 herif götürmüş olması gerekirdi (ki reel hayatta filmdeki gay oyuncuların hepsi hetero, koyu hetero baba ise gaymiş; allahım sonunda bir beğendiğim gay çıkmadı başıma taş yağacak)

Başkaldırmak; ertafındaki herkesi gerizekalı yerine koyup herbokun en doğrusunu ben biliyorum demek derecesinde kendini hayvanlar gibi önemsemek değil; insanların ne düşüneceğini sorgulamadan korkmadan yaşamak.Serseri mayın babannenin tek lafı kaldı aklımda '' ANCAK MUTLU OLMAK İSTEYEN İNSANLAR KARŞI GELEBİLİYOR, GELİNMESİ GEREKENLERE'' Kendine karşı ne kadar şeffaf olursan o derece mutlu oluyorsun. Yoksa o kafa ne otla, ne bokla, ne kokla, nede alkolle birtürlü açılmaz, öyle bir umut beklersin belki düzelir diye.

Sonrasında en büyük resimde biraz İstanbul, biraz deniz, biraz müzik, biraz rose, bide benim gibi burnundan baktığında kıçını görebileceğin kadar şeffaf karı yeterde artar bile ( ezgi eren turizm reklam medya pazarlama gıda kimya danışmanlık alsat versat ltd şti GmbH Co. Inc. ) hihohohoho irençççç bi insanım bayılıyorum kendime:)

Wednesday, March 24, 2010

BAŞLIK YAZMAYA KORKUYORUM


Geçen gün şöyle bir haber okudum hangi gazeteydi  tam olarak hatırlamıyorum. Olaylar silsilesi şu şekilde tezahür ediyor;  Adamın biri seneler evvel yabancı bir hayat kadınıyla ilişkiye giriyor, o gün bugündür aids oldum korkusu yaşıyor.Ancak adam ne test yaptırmış ne de aids olup olmadığı hakkında bir netlik var. Adam nerdeyse on sene bu şekilde test mest yaptırmadan aidsmiyim, değilmiyim, yoksa neyim diye yaşamaya (buna yaşamak denirse, kendiyle cebelleşmeye) devam ediyor. En sonunda da artık bu korku o kadar içini kemiriyorki dayanamayıp intihar ediyor.

Gerçekten sözün bittiği yer tamda orasıymış, inanamadım. Neyse aslında çok boktan ve depresif bi konu ama vücudumun muhtelif yerlerindeki bütün algı ve çakraları açmış bulunması sebebiyetiyle bu konuya parmak basmak istedim. Adam fiziken belki son derece sağlıklı hatta 30-40 sene daha ömrü var. Ama zaten ruhen hayatını devam ettirmesi kesinlikle imkanlar dahilinde gelmedi bana. İnsan hayatında bu kadar büyük korkularla nasıl yaşar ki? Zaten 3 adet kaçınılmaz son var:

  • ya kafaya huniyi, üstüne arkadan bağlamalı beyaz gömleği çekip, seri bi şekilde en yakın mental disorder kliniği boylar
  • ya bu korkuları yüzünden çekilmeeeez, uyuuuuz, gıcıııık, antipatiiik,geçimsiiiiz, kendini beğenmiiiş,ama egomanyaklığı her zaman baki, yalnızlığı da daimi surette yanında kar kalacak bir tırsak olur.
  • ya da atacağı herhangi bir adımın olası iyi, kötü, berbat, muhteşem veya orta karar sonuçlarından allah gibi korktuğu için yerinde seker durur.
 Bilmiyorum acep daha göt kadarken ağzımızı açtığımız anda ''ağzına biber sürerim'' diye korkutulmaktan mıdır? İki hiperaktif hareket üstüne; ''yaramazlık yaparsan seni yoldan geçen bohçacı, sütçü ve benzeri outdoor serbest meslek erbabına hibe ederim'' diye tehdit edilmekten midir? Acaba beni gerçekten anam babammı doğurdu, yoksa cami avlusundan mı aldılar paranoyasından mıdır?

Biraz daha serpilip ilköğretim çağına geldiğimizde de durum içinde bulunulan hal ve şartlara istinaden şu şekilde uyarlanır gider; Uyuz sınıf öğretmeni ( sınıf öğretmeni de ne demekse) soru sorduğunda aman yanlış cevap verirsem götü boklu aliyle sümüklü dilararararaaaaa beni refuze edermi? Bugün çıkışta servis amcanın servisinde en arka sıraya kurulsam, söz konusu oturağın seri katil maliki mertcan azımı burnumu kırarmı? Burnumu karıştırdığımda içinden çıkan türbe yeşili mutantı fırlatsam, aşık olduğum çocuğun alnının orta yerine yapışırmı?

Azıcık daha yol alıp tiineycır periyoda geldiğimizde; ona aşık olduğumu bi cesaret yazılı, sözlü, veya şarkılı, türkülü ( biraz sezen, biraz ibo soundlu veya jamboncoviden always, mariah carey'den my all yada your still the one i ruuuuuun to, the one that i bilooongg to eşliğinde) ve hatta aracılı veya aracısız söylesem, 30 kişilik gansta grubunu toplayıp benimle alay geçerlermi? Cemlen yatsam mıııııı, yatmasam mıııı?  Yattığımı duysalar arkamdan fahişe derlermi? (kesin derler aslında biliyorum ama bu olayın ehemmiyetini kaybetmesi ne kadar zaman alır?) Kız arkadaşım 17 yaşında hala sadece oyuncak ayı poposu değmiş bir bakir olduğumu, fakat bir hafta içinde herhangi bir masajcıda ilkdefa milli olacağımı öğrense, götüme tekmeyi basarmı? Cumartesi fridayse gitsek chicken fingersla beraber long island ice tea içsem param çıkışırmı? üstümdeki tommy hillfiger ın çakma olduğu çokmu bariz? Yatılan karıyla evlenimez eğlenilir, ben köyden 13 yaşında bakire alsam daha mı iyi? Üniversiteyi kazanamazsam ailem hala beni severmi?

Üniversiteye çok kuuul bir başlangıç yapılır. Artık o ana kadar olan hayatındaki bütün yaşadıkların veya yaşayamadıkların, yediğin veya yiyemediğin bütün dayaklar, bütün aptallıkların, bütün başarıların veya başarısızlıkların ve bütün eski arkadaşlarınla beraber aslında bütün korkularınında geride kalması için ilk şans tamda bu noktada eline geçer. Ama bu şansı ancak 17,18 yaşlarındayken muhteşem cesaret sahibi insanlar kullanabiliyo ne yazikki. Diğer bir seçenekde; biriyle çıksam çokmu off the market görünürüm?. Çıkmaya devam etsek diğer herifleri, karıları kaçırırımıyım? mezun olsam acaba en geç 3-5 ay içinde iş bulurmuyum? masterda yapsammmı?Kız arkadaşımla günde 5 defa sex yapıyoruz ama ben yine de onla ciddi düşünmem, nede olsa köyden el değmemiş sipariş yolda geliyomu? Acaba onu sevdiğimi söylesem çok mu cepte olurum? Daha önceki kız arkadaşıma, erkek arkadaşıma, anneme, babama, amcama, teyzeme, anneane,dedeme sevdiğimi söylediğim gibi onada onu sevdiğimi söylesem oda beni bırakıp gidermi? diye hala debelenip durmaktı ki o trende kaçtı.

Artık okul bitti iş güç hayatı, sorumluluklar, karmaşa aman aman hayat üstüme üstüme geliyorrr, ne yapacağım? Bu ikinci şans bundan sonrasıda ele geçmez. Tam bu aşamada; korkularla yerinde saymak yerine, saldım çayıra mevla kayıra, nolucak dünyanın sonumu kafasına girmeyen hiçbir insan evladı nihai mutluluğa ulaşamadı, ulaşamaz, ulaşamayacak! Tam tersi senaryoyu yazıyorum; işe girsem 3-5 ay içinde idare müdürü 7-8 ay içinde genel müdür en geç bir sene içinde de ceo olurmuyum? Burdan aldığım maaşla 5-6 sene içinde studio flat, 8 10 sene içinde de yalı sahibi olurmuyum? Ekonomiye bir türlü kafam basmıyo, ekonomist sevgilime sorsam beni aşağılarmı yada gözünde gerizekalı, kültürsüz bi embesil olurmuyum? Bu saydıklarım en azından bir süre için yapıcı korkular olabilir.

Ama artık 27, 28, 30 ve hatta o eşiği çoktan geçmiş eşşek kadar insan olupta;
Acaba birini sevsem, bağlansam beni terk edip gider mi?
Acaba biriyle beraber olsam, müstakbel fahişeleri kaçırır mıyım?
Acaba bunla devam etsem, daha yakışıklısını, daha güzelini, daha akıllısını, daha aptalını, daha manyağını, daha kontrollüsünü, daha krosunu, daha kültürlüsünü kaçırır mıyım?
Bi soru sorsam bilmediğimi anlarmı? iyi bişey söylesem kaçar gidermi? Habire sorun yaratmazsam beni çat diye bırakırmı? İlk gecede versem, beni bidaha aramaz mı? İçimi açşam gördüğünden korkar kaçarmı? Fazla açılsam, çokmu savunmasız kalırım? vs. vs. sorunsallarını artık bir şekilde kafada halletmiş olmak gerekiyor, çünkü aksi insanı;

Aslında çok götü kalkık ama içten içe zavallı gibi, aslında acayip kuuuul ama içten içe tam bir looser gibi, aslında acayip fucker ama içten içe iki eliyle bi sikini doğrultamaz gibi, aslında playboy ve ıssız ibne kafasında ama içten içe kendine güvensiz bi hıyar gibi, aslında sevdiği insanı başkasına kaptırdı kaptıracak; (hatta evlendirdi evlendirecek) ama hala o koca kafasıyla yiğitliğine bok sürdürmeden ortalıkta salınıyo gibi; ASLINDA HAYATTA YAPTIĞI HERŞEYİN DOĞRU OLDUĞUNU SANAN,  BİRŞEYİN DEĞERİNİ ANCAK ONU KAYBETİĞİ ZAMAN ANLAYAN, HER DEFASINDA AYNI HATAYI TEKRARLAYIPTA; KENDİ İÇİNİ (OLMAYAN BEYNİNİ) YALANDAN RAHATLATMAK İÇİN KENDİNE BAHANELER YARATAN YALNIZ OLMAYA MAHKUM KORKAK BİR DEBİL GİBİ GİBİ GİBİ gösterir.

Heyyt beee bu sabah öğrendiğim bir ilim bir irfanın verdiği gazla amma yazmışım, gene büyük rollerdeyim. ACABA BU KADAR KORKAK DAVRANMAYA DEVAM EDERSE NOLUR?

Friday, March 19, 2010

Feys

  
FEYSTE ağıma şöle bi yavru düşüremedim ne kadar yakışıklı bi herif bu yarebbim. 

LÜTFEN BU YAZIYI İSMAİL YK'DAN FEYSBUK FEYSBUK ADLI İŞİTSEL ŞÖLEN EŞLİGİNDE OKUYUNUZ.


Genelde ordan burdan alıntı, koyuntu yapmayı tasvip etmiyorum ama bazı bazı beğendiğim İŞLERE de yer vereceğimi  belirtmiştim. Dertli bir okur mektubu içimi parçaladı. Okuduğum anda vuruldum adeta bir sanat eseri, görsel harika, diary of a şizo... Neyse olaylar silsilesi şu şekilde gelişir;

Ablacığım, birkaç önce bir kafeye gitmiştim, orada çalışan çocuk çok ilgimi çekti ve bakışmaya başladık. Bir süre sonra ben ilk adımı attım ve tanıştık. Üniversite öğrencisiymiş, aynı zamanda bu kafede part time çalışıyormuş. Ben de onun gibiyim, çalışıyorum ve aynı zamanda açıköğretimden eğitimimi sürdüyorum...(bir elektriklenme, adeta kalbin kalple frekansının tutması)
  
Ayrıca kafelerde herif kovaliyacağına, kıçını kırıp ders çalısaydın, açıköğretim nedir asker kaçağımısın.

Bakışmalarımız devam etti, hatta birgün bana kahve ısmarladı.(Aferin yol yordam bilen, eli açık, helal süt emmiş bi genç) BEN BİR ADIM DAHA ATMAK İÇİN ONA FACEBOOKTAN MESAJ ATTIM, ÇOK SAMİMİ BİR CEVAP YAZDI. (bir sonraki adım facebook, insanlık için küçük, bizim kız için dev bir adım )

Beni arkadaş listesine eklemesini bekledim ama eklemedi. Belki çekinmiştir diyerek diyerek ben onu ekledim, kabul etti. AMA BİR DE NE GÖREYİM? PROFİLİNDE BİR İLİŞKİSİ OLDUĞU YAZIYOR!!(hahahhaah boyu devrilesice)

Ablacığım ben 24 yaşında, gayet bakımlı, güzel bir genç kızım. Çok hassas bir yapım var. Bu nedenle hayatımda hiçbir erkek arkadaşım olmadı.( Offf hassaslıktanmıdır acep? Bende ona yorucam bundan sonra, ''iyi bahaneymiş son 8 senedir çok hassasım vallaha, ondan date e çıkamıyorum'') Şimdiyse, daha doğru düzgün bir ilişki yaşamadan aldatıldığımı düşünüyorum. (Isn't it ironic?)

Bana aşkla bakıyordu, şimdiye kadar kimse bana öyle bakmamıştı. (Bende bundan sonra aşkla bakan adam istiyorum, ağzı açık ayran delisi gibi bön bön bakmasın mümkünse.) İçim yanıyor... Neden ondan bu kadar hoşlandım ki? Şimdi çok üzgünüm. Neden böyle yaptığını, neden canımı yaktığını anlamadım.


veeeeeeeeeeeee  muhteşem cevap, son noktayı koymuş;

Sadece teknoloji değişti, iletişim olanakları modernleşti.
Mektupların yerini internet ve cep telefonları aldı. (haşaaaaa ne münasebet; kokulu, öpcüklü, bi de romantik şiirli yavuklu mektubunun yerini hiçbir iphone, hiçbir blekberibold tutmadı, tutamaz.)Ama olay 40 yıldır değişmedi. Üzüntü ve gözyaşı hep aynı...( ve hatta muz kabuğu )

Sevgili kızım, bu genç adam sana yüz vermemiş, seninle buluşmak istememiş, pek çoklarının yaptığı gibi ona olan zaafından yararlanıp seninle ilişki yaşamamış. şimdi neden suçluyorsun onu? Kızım, ilk adımı atan sensin, FACEBOOK'TA ARKADAŞ LİSTESİNE EKLEYEN SENSİN. Oda seni kırmamak için kabul etmiş...     (bundan sonrasını ancak  antidepresanı inceden votkayla ezip, bileklere jilet atmak paklar.)

BENCE BU CEVAP KESİNLİKLE YA 50 YAŞINA GELİP  HALA 15LİK KIZ KOVALAYAN Bİ ERKEKTEN YADA TESTOSTERON ORANI TAVAN YAPMIŞ Bİ MANYAK TARAFINDAN VERİLMİŞ.

Saygılar & İyi haftasonları

Monday, March 15, 2010

Bencillik Çağı




Hayalimdeki bencil figürünü daha iyi anlatan bir fotoğraf olamazdı fffffoundladığım gibi koydum.

Yalnızlık, en azından mütemadi yalnızlık, bence içten içe bencillikten gebermek, insanlarla iletişim halinde olmaktan ödü patlamak, hayatında üç beş ya da daha fazla kişiyi tutabilmek için çaba sarfetmenin dayanılmaz ağırlığı altında ezilip büzülmek; aslında iktidarsız olup darbeli matkap edasıyla salınmak gibi, aslında gay olduğunu bilmek ama göt korkusundan millete çaktırmaya tırsmak gibi, aslında gay olmak ama utanmadan homofobik takılmak gibi, aslında o filmi hiç izlememiş, o kitabı hiç okumamış, o şarkıyı hayatında hiç duymamış olup googlayıp wikileyip osuruktan teyyare bilgilerle ona buna hava basmaya çalışmak gibi...

Kendi karakterinden, kendi hayatından yola çıkıp 71 milyon türkü, 1 milyar 330 milyon çinliyi hatta 6.805.000.0000  milyar dünyalıyı genellemek gibi...

Bir adet sikkodan ilüstrasyona milyonlarca anlam yüklemek, yeee kımooon madafaka sepya götüm bi fotoğrafa roman düzmek. Herhangi bir filmde, resimde, enstalasyonda, görsel, işitsel, otta bokta hayatın anlamını bulmak..ama yanıbaşında dikilen, bir süredir orda duran, aslında yıllardır hep yanında olan, ya da sanki yıllardır hayatında varolan diğerlerine hiç benzemeyeni, ya da bin senelik arkadaşını görememek, görmek ama anlayamamak, aslında ne yaşadığını , nasıl olduğunu sormaya tenezzül etmemek... sormaktan korkmak

Sürekli benim sevgilim, benim hayatım, ben bunu yaptım, ben çok yetenekliyim, ben çok zekiyim, ben buraya gitmek istiyorum, ben burada kalmak istiyorum, ben oraya gelmem, ben çok eğlendim, ben çok mutsuzum, ben çok açım, ben çok tokum, ben sıkıldım, ben hep kendimi dinler dinler düşünür düşünüüür kurarım.

Sakin kalmak, kalabalıktan uzaklaşmak, kendine zaman ayırmak, tek başına kitap okumak, tek başına uyumak bu yalnızlık değil bu kafa dinlemek, kendine vakit ayırmak, yalnız değil bir süre tek başına kalmak o kadar.

Yalnız kalmak , yalnız kalmak istemek en kolayı, bu bir tercih değil bi zayıflık. ZOR OLAN HAYATINDA BİRİNİ, BİRİLERİNİ TUTMAYI BAŞARABİLMEK, yerse!

Politik olmak, optimist olmak, güleryüzlü olmak, anlayışlı olmak, yalaka olmak, empatik antipatik, goygoycu olmak değil! GERÇEK OLMAK. Kesinlikle hayatında her zaman gerçek insanları var etmek, sadecece hafta sonları gece üçten beşe görüpte konuştuğun, öptüğün, s..tiin sürreal gereksiz illüzyonu değil, yanlış yaptığında eşşek yüküyle laf işiteceğin, doğru yaptığında suratında embesil bir gülümseme kondurucak gerçek insanları tutabilmek.

Gerçekten birşeyler yapmak, çabalamak. Karar verdim artık böyle yapmicam yada yapıcam diye kendini günlerce, aylarca dinleyerek, sittin sene veremeyeceğin sözler tutarak değil,  harekete geçerek, zamanla neler yapabileceğini göstermek.

Şu yaşıma kadar daha bir insan evladına seni seviyorum sözlerini sarfedememiş, hatta genelde insan sevmeyen biri olarak ben galiba sözlere asla inanmıyorum kimsede inandıramaz, insan gerçekten birşey yapmak istiyosa yapar, çabalıyorum, çabaladım ama olmadı hepsi kendi kendini hayal kırıklığına uğrattığın zaman götü kurtarmak için salladığımız boş laf.


Aslında bu yazıyı hiçkimseye yazmadım yada herkese yazdım. Ama yazarken 28 senedir beraber yaşadığım insanlara artık hiç inanıp güvenmediğimi farkettim, bitti... Enerjimi benden sürekli 1 buçuk metre boyumu 100 cm aşan olgunluk, yorgunluk, destek bekleyipte akıl sağlığımı ne kadar bozduklarını görmeyen iki bencil insana değil, 10 SENEDİR HAYATIMDA TUTMAYI BAŞARABİLDİĞİM 7 TANE  DELİYE ve de +1, -1 müstakbel ruh hastalarına vericem.


Biterken; yalnız diil ama tek başına, gerçekten tek başına; ruhunu sıkan bi baba figürü, tutarsız bir anne figürü olmadan kendine hayat kurmayı başarabilmiş insalara hayranım, mümkünse o kadar güçlü olmak istiyorum.

Çok büyük rollerdeyim; amma acıklı yazmışım, 15 dk içinde ayağıma taş bağlayıp fsm köprüsünden atliyacağım.

Thursday, January 28, 2010

Yeteksizsiniz Türkiye!




YETENEKLİ OLDUĞUNUZU NASIL ANLARSINIZ? 

Üç  ila beş arkadaş İkea evimizin herşeyine gidin, ordan herhangi bir çekmeceli ürün veyahut tv sehpası veya kütüphane edinin. Eve dönün ve kitapçıkta gösterilen şekilde aldığınız ürünü yapmaya çalışın. Bir kere bile isyan etmeyip, küfretmeksizin en kısa sürede bitiren arkadaşta cidden gelecek vaadeden bi yetenek vardır. Arkadaşım hem o kadar yolu git, hem o kadar parayı bayıl, sonra bide gel saatlerce uğraş babam uğraş. Eee ne anladım ben İsveç malından? Alırım 2 sunta 2 tahta hem kendim halis muhlis türk malı sehpalar, dolaplar yaparım, hem yoldan, zamandan kazanırım, hemde param cebimde kalır.

Bir yetenek avıdır gidiyo. Vatandaş sürekli bir performans ve hobi sergileme modunda. Ama gerçekten Yeteneksizsiniz Türkiye programı kadar Türkiye'nin sosyo-freak istatistik verilerini iyi veren bi program daha olamaz. Huzurlarınızda bu vesileyle Acunu tebrik etmek istiyorum. Herkes iyice yavaştan sıyırmaya başladı. Gider borusu çalarak müzik yapmaya çalışanlar, elini bir saat boyunca acıp kapatma yeteneğini halka arzedenler, yarebbim o rapçilere inanamıyorum zaten; garibim eascoastla westcoast bu kadar MC yi ömrü hayatında bir arada görmemiştir. Şarkıcı olmak isteyen ev kızları; bu kadar güzel sesli insan hadım edilen afrika kabilelerinden bile çıkmaz. Özellikle geçen haftaki bölümde bitane jimnastikçi abi vardı ki elastikiyet olarak yetenekli mi bilemicem ama üç denemenin üçünde de kameraya kafa atabilmek gerçekten çok büyük bi yetenek. 

Kapitülasyonlar altında aç susuz inim inim inlesek bile  kendine bu kadar güveni  ve kendini bu kadar gösterme rahatsızlığı olan bir vatandaş topluluğu ne medeniyetin beşiği bir Avrupa ülkesinde, ne kapilazmin kapitali amerikada bir statede, ne de beden ve ruh arasında dengeyi 400 sene önce bulmuş bir asya ülkesinde yoktur.

Aslında bu birazda turkish traditional yetiştirme tarzından ileri gelmekte. Biraz eli yüzü düzgün çocuğunuz varsa büyüyünce kesin türkiye güzeli olacak, birle biri iki sene erken toplayan çocuğunuz varsa kesin Einstein olucak, iki üç takliti kıvırabiliyosa kesin oyuncu olucak, azcık zarif dansedebilen çocuğunuz varsa kesin balerin olucak (ki benim acı gerçekle yüzleşmem 7-8 yaşlarında tam da bu noktada oldu; sumocudan hallice vücut ağarlığımla ne akla hizmetse bale kursuna yazılıcam diye tuturmuştum adını asla unutmam Etiler'deydi galiba Oya Bale Kursu'na yazılmaya gitmiştim ve ömrümün ilk ve en büyük refuzesini oldum. ''Çocuğunuz biraz gürbüzcene sanırım bale dans tipi ona uygun değil'' hahahah zavallı annemde kontenjan dolmuş yavrucuğum bari biraz az yede seneye yazılırsın demişti hahahaha.  BİDE GÖSTER OĞLUM AMCANA KISMI VARDI Kİ, ACABA O GÖSTEREN KİDDOLAR ŞU AN PORNO FİLM YILDIZIMI OLDU EN ÇOKTA BUNU MERAK ETMEKTEYİM.

Neyse premature halimden çıkıp biraz daha ergen halime dönelim; Bi rarkadaşımla 6-7sene önce cebimizdeki üç kuruşla  Galatasaray'daki fotograf evine fotoğraf kursuna yazılmıştık. İkimizde de sıfır profesyonel makineler, kesinlikle SLR dijitalle uzaktan yakında alakası yok hatta bende bi canon vardı (ama yonjaya fotoğraf atmak icin alel acele alınan dijitallerden) neyse onun manuelinde diyafram enstantane ayarı yapıcam diye geberiyodum ama cokta güzel fotoğraflar çekmiştik. Ama alnımıza yapıştırıp gezmemiştik. Şu an algılayamıyorum japon turist gibi herkesin boynunda kafam kadar birer canon veya nikon herkes fotoğrafçı,  herkes herkes her yaptını illa facebookunda halka arz edicek hey allahım. Valla benim en beğendim fotorafçılardan biri Emre Ünal'dır. (link veremiyorum yine websitesi kayıplarda bulamadım) hatta ilk tanıştığımda kendisinin o olduğunu bilmiyodum, öğrendiğim an çığlığı basmamla kızarması bi oldu, kızın ne yaptığı ortada ölüp gebermiyo ben buyum ben bunu yaptım demek için.

Bir ara herkes en sevdiğim film clocwork orange, requiem for a dream veya trainspotting diye dövme yaptırıyodu allahıma bin şükürki o furya geçti. Banane aradaşım senin ne sevdiğinden sorduk mu annamıyorum ki! Seneleeeeeer önce sonradan olma alternatif, ciks devşirmesi  bir  erkek arkadaşım vardı, allahım o tertemiz ipeksi saçlar, o byblos makosenler, o serdar ortaç şarkıları gitti, yerine (ki aslında olumlu bi değişim bence) radiohead fanı, nebağğğti yağla özenle şekillendrilmiş saçlı janki look zevzek geldi. 

Sürekli ''sen bunu seretmemişsindir sen bunu dinlemezsin sen bunu hayatta bilmezsin'' koçum senin yirmi bir yirmi iki yaşında keşfettiğin 2. ve 7. sanatı biz pusetteyken sindirdik. Millet Famecity'e oyun oynamaya giderken çok iyi hatırlıyorum birgün bile sekmeden ilk seastan son seansa kadar babamla İstanbul Film Festivali'ne giderdik. Ara yok bişey yok kah uyuyorum kah çişim geliyo, göt kadar boyum var o zamanlar ( şu an kesinlikle selvi) film çekçe, altyazı ingilizce, öndeki bantı okuyabilirsen nihayet türkçe. Neler çektim entelektüel olucam diye...

Neyse anılarımdan sizene. Bende mi kendini etiketleyip, pazarlayıp, halka arz etme hastalığına tutuldum acaba? 

Designerım modacıyım bölümü zaten içler acısı. Her 3 kişiden 4'ü designerım modacıyım. Rezalet dikiş, boktan tasarım ama ben yaptım oldu. Daha geçen gün 25 milyonuncu yan sanayisini gördüm; oturup bütüngün evde Murakami' nin 5 sene önce yaptığı bez bebeklerden dikip dikip satmaya çalışmıyolarmı kurşuna dizesim geliyo cidden.

Aslında insanın kendiyle ilgili yeni birşeyler keşfetmesi gayet başarılı bir hareket buraya kadar problem yok ama sıkıntı bunu illaki etiketlemek ve etrafındaki herkese göstermek aşamasında hortlamakta. Tamam bende günde 400 kez facebooka 600 kez twittera bakıyorum ama illa aman şunu yaptım aman bunu yaptım aman böyle yaptım demek ihtiyacı hissetmiyorum. 

Ayrıca insanların seni nasıl gördüğü değil senin kendini nasıl gördüğün önemli geri kalanı teferruat. İsteyen istediğini söylesin kesinlikle cesur ve MÜTEVAĞZIIĞ olunca zaten doğal olarak itici olmaktan çıktığınız için, asıl istenen beğenilmek ve farkedilmek amacına kısa yoldan ulaşmış olursunuz.

(Mütevağzı: Ben zaten kendimi gayet iyi biliyorum, insanların benimle ilgili ne düşündüğünü s.kime bile takmıyorum demek.)

Gelelim bu yazıyı asıl yazma sebebime; en yakınımdan, en uzakta olana, tanıdığım tanımadığım, yeni tanıştığım herkes ohaa sen aslında böyleymişsin neden öyle görünmüyosun,aa bunudamı yapıyodun, aa neden bunu daa önce sölememiştin demesinden sıkıldım.  Ben, şahsen, bizzat kendim , biraz kinder süprüz yumurta tarzı, (BİRAZ BİRAZCIK ÇOK ÇOK AZ) kapalı kutu insanları seviyorum ki kendimde bu çeneye rağmen öyleyimdir.  Şöyleki; bir insan hakkında herseyi bilirsen, sürekli onu yaptım bunu yaptım diye başının etini yerse hiçbi özelliği kalmamakla beraber bide kendini sandığı insan olmadığı ortaya çıkarsa o zaman cidden kı..la gülerim. Böylede felsefik bir cümleyle bitiriyorum. 

Ancak şuda bi gerçek; Çok yetenekliyim, çok kültürlüyüm, acayip komiğim, herşeyi biliyorum, oha ne kadar entellektüelim, politikayı benden sorun, aslında designerım ama free-lance fotoğrafçılıkta yapıyorum, zaman zaman webdesign da yaptığım olmuyo değil, sesim çok güzeldir bülbül gibi şakırım, acayip güzel bateri çalar, süper tango yaparım, her türlü sergi, konser ve artistik oluşuma ekseriyetle attendingim.