Tuesday, October 26, 2010

BURCUCUĞUM ÇOK GÜZEL ÇIKMIŞSIN CANIM. HANGİ BURCUYDUN?


Bu aralar içimde bir yangın var, hem yorgunum birazda suskun. Sabah olmaz gönlümde yar sancım var, hep dargınım birazda kırgın...

Her gün astroloji okuyorum sıfır inançla ama artık abarttılar bu ne be? Son 3 aydır önce Merkür geri gidiyodu önemli karar almicaktım, dijital alet sıkıntısı olacaktı, hayat rölantiye geçicekti etc. Sonra Jupiterin gazımı vardı neydi yine sürekli interruption, sıkıntı mod. EEEE tam dedim ohh herşey bitti bugün gazeteyi bi açtım Marsın bilmem nerdeki hareketi yüzünden aman Aralığa kadar önemli karar alma, yine sinir yine stres . Burçlara tapan bir insan olsam hayatımın son 8 ayını bakkala gitmeden geçiricektim resmen.

KOÇ BURCU; Okuduğum bütün burç astrolog, medyum, hacı hoca etsektralara göre kocam ya koç ya boğa olucakmış. Onu bunu bilmem annem ve en iyi arkadaşlarımdan biri koç, gerçekten en merhametli,  en en en iyi kalpli, en en içimde hayran olma isteği uyandıran burcu  koç burcu dyicektim ki tam istisnalar kaideyi bozmazmış Allah bir dese inanmam o kadar yalancı o kadar kafa mersine dil tersine olurlar.

BOĞA BURCU: Asrolojistlerin beni beşik kertmesi yaptığı burçlardan bir diğeri. Ergenken posterini duvarıma astığım boğa burcu bir celebrity bile yok. Korkarım Vedat Milor bir boğa; 10 parmağıyla ağzına ite ite semiriyo ya o dürümleri, köfteleri offff ne yerler aman ne yerler, ekmek arası makarna bile severler Bu arada ilk aşkım boğa burcuydu ne sevmişsem gittim 10 yaşında Susan Miller kitabı aldım. Boyu devrilsin yazlıkta kuzenimi öptü böyleeeeeeeeeee gaddarrrrr bir burç.

İKİZLER BURCU:   HUUUUUUUUUUUUUUUU  en korkuğum, en dengesiz, en kapalı kutu, en manyak, en serial killer desem ne kadar mutlu olur ikizler burçları işte böylede saf temiz kalpli olurlar. Benim en sevdiğim burç. Kesinlikle hiç dengesiz olmazlar çünkü hıyarlıkları ve gelgitleri gayet stabildir . Daimi surette duygusal devinim stayla takılırlar. Allahım bir insan grubu düşünün işi yok, gücü yok otursun 24 saat hayata, insanlara , hatta varoluş nedenlerine olan hislerini ölçsün tartsın, kessin biçsin.

YENGEÇ: Bütün kızlar toplandık yengeç burcu erkek aradık ilk bulduğumuza yapıştık, ohhhhh be iyi yere dükkan açtık. Hahhahaahh cidden evcimenler mi? evet.. Aileye bağlılar mı? evet... Ana, baba, çocuk sever mi? Bayılır, tapar, ölür biter.. Ama sana bana değil tabikide kendi anasına ölür biter. Evlilik hayatına, aile ortamına bayılır. Allahım nasıl içinin yağları erir HAYATIMIN ERKEĞİ, YENGEÇ ERKEĞİ diye, çıkarsın çıkarsın senelerce çıkarsın herşey iyi güzel.. Evet gözü dışarda olur ama bişey yapacağından değil ki, bayılır herkes ona baksın konuşsun diye . Paniğe kapılır dakkada bir saydırırsan ömrün boyunca boynuza mahkumsun, tren kaçtı. Biz karı kısmı burçlara takık olduğumuz için bekleriz ki hep bir beyaz atlı yengeç erkeği elinde 9 karatla gelsin diye. Allahtan umut kesilmez ne diyim. (kesin tepki görücem biliyorum ama benim hayatta en sevdiğim, en yakışıklı, en iyi, en süper adamlardan biri hatta ta kendisi yengeç her yerde söylüyorum tam evlenilicek erkek diye ama kimseyi inandıramadım.)

ASLAN: Çok ciddi anlamda psikolojik sıkıntıları olduğuna inanıyorum zira hangi insan tipinin burcu yüzünden götü kalkar?? Burca dayalı özgüven sadece aslan burçlarında var heralde. Çünkü aslan burçları ormanların kralı olur, herkesi yönetir, en beğenilen olur, en tapılan olur etsektrağ. Ormanda yaşasam yusuf yusuf aslan kovalardım ama medeni dünyada heralde zor.

BAŞAK:  Kendi burcum diye söylemiyorum ama gerçekten evet holy meryemiz, aşırı sıkıcıyız, çok az konuşuruz sürekli temizlik yaparız, aşırı bayık, içine kapanık, depresif insanlarız. Hahaahha. Bir özelliğide örtüşsün birtanesi yemin ediyorum din haneme Medyum Keto yazdırıcam. O köyden alınacak kız oğlan kızların hepsi başak burcu ekmek musaf çarpsın Fatmagül bilem başak.

TERAZİ: Al bi yalancı daha, koç burçlarına allah bir dese inanmam dedim ya bunlar allahın ta kendisi olsa gel evladım seni cennete götürim, okim, üflim dese ikide şahit isterim. Böyle dengesiz, böyle gözü dışarda, böyle fikriyle zikri zıt insan olmaz, olamaz. Ama en eğlenceli, en şeytan tüylüsünden cinsinden en albenilisinden olurlar ah be...

AKREP: Nam-ı diğer yürüyen libido, kinci maximus. Tek bir yorum yapıcam babam akrep burcu ben tek çocuğum... Kin nefret olaylarını sevmem, bilmem KEEP IT COOL, REAL AND CALM  felsefem, makarna yer Hindistan'a giderim namaste aheste..Bide sanata düşkün kısmısı da çıkıyo en nihayetinde bi modacımız var.

YAY: Çok çapkınmış, çok hiperaktifmiş eeeee?? Varlığıyla yokluğu bir. Lise çağlarının en popüler burcu, ye babam boynuzu Sezen dinle. Bunların yerini koca derdine düşünce yengeç burcu alıyor. Kelebek gibi ömrü, allah bahtını güzel etsin...

OĞLAK: Bu çeneyle hayatımda bir tek oğlak tanımamış olabilirmiyim bir tane ya bir tane.. Öve öve biteremiyor Rezzan teyze. Kutsal kase gibiler gözümde, hint kumaşı, anzer balı, dört yapraklısından yonca misali.

KOVA: Buyur burdan yak; işte genius işte manyak. Karadenizlilerin %90ı hangi ayda doğarsa doğsun kova burcu doğarmış.  En zekiler okeyt, on numara komikler okeyt. Ama hangi insan her bulduğu genç bayanın/bayın ardından dalağı patlayana kadar ağlayıp zırlar,  yeni birini bulma ihtimali  olduğu anda  da hafızayı resetleyip yeni aşklara yelken açar? (ihtimali diyorum bi gülümseme, bi bakışma hatta ve hatta aynı anda aynı yöne giden 900 farklı arabadan birinde olman yeter)

BALIK: Öff cidden anca bi büyük rakıyla giderler. Hepimiz emocuyuz, hepimiz duygusalız ama biz yetişkin insanlar doğumu takib eden 6. aydan itibaren günde 19 saat zırlamayı bırakıyoruz. Aşka mı aşık? Hayata mı karışık? Kendine mi bulaşık? Ağlama oğlum rahatlarsın demek lazım heralde.

He bide Çin burçları var fare, domuz, öküz, it, uğursuz, meymeletsiz çıkıyosun o Çinlileride Ahime dava etmezsem nolim.

To sum up with ( In conclusion vardı bide ay o kompozisyonlar ne bitmezdi yaz babam yaz yaz yaz o kalıbı kullan bu bağlacı kullan, ona zarf at, bunu edatla) Ay jast biliv in humanite, liberte, egalite, fraternite! Pek sevmiyorum astrolociyi, ne yalan borcum olsun sevenide, sürekli konuşanıda sevemiyorum.
 
Hamiş: Galon galon bira içerim, fiks menü diye rakıya abanırım, Diadan alınma Avanos şaraptan başkası midemde ağrı yapar, amca yarım babacığımın doğum günüsü diye bir bardak şampanya içtim olmayan migrenim hörtledi. Alışmış kudurmuştan betermiş, alışmayanda paçalısı bile durmuyor.

Saturday, October 16, 2010

Bugün, Yarın, Sonsuza Dek....



 Bunuda Yael saolsun becerebildim:) O yüzden en sevdiğim film sahnesini ona itaf ediyorum.http://www.youtube.com/watch?v=vBNn38ZNUXI  
Bunun çıkması lazım orda ama embesil gibi çıkmıyo arada bi ve asab bozuyo!

Galiba ne varsa dinde imanda var. İlim irfana olan inancımı meteroloji yüzünden kaybetmeyle kaybetmeme arasında çok thin red bir lineda seyir halindeyim. Hani hava 10 derece artacak günlük güneşlik olacaktı?? Bir pus, bir sirrüs bulutu, bir karanlık.. 

Hepimize hayırlı uğurlu olsun Fetocumuz geri geliyomuş (geliyormuş yazmicam tabikide amele gibi, bütün gün yeterince dikkat ediyorum imlaya) bide şu sözleri sarfetmiş ah canım benim yufka yürekli dinler arası diyalogçum: '' Türkiye'de güzel şeyler oluyor. Demokratikleşme topluma mal oluyor. Darbe lafı edenler de artık edemiyor. Havalar değişince, ben de Türkiye'ye gelmeyi çok istiyorum. Çok özledim. Ölmeden önce vatanımı gezip hasret gidermek istiyorum...'' Bi o eksikti oda gelsin artık şeyhten şemalden geçilmez.,

Çok üzgünüm gerçekten çok içten söylüyorum muhteşem bir adam öldü. Yılmaz Özdil'in tarzını seviyosanız eğer onun yazılarına  kesinlikle tapardınız. Cumhuriyeti her okuduğumda Türkiye'nin amele gerçekleriyle yüzleşmek zorunda olmanın ağırlığını onun yazılarını okuduğum anda üstümden atardım süper insan Deniz Som.... 

Bide niye bütün türk filmleri Nuri Bilge Ceylan etkisinde? O ne be hepsi depresif, karanlık, looser. Ayrıca neden ve neden hepsi üçleme?? Bende nutella, pirzola ve kefir isimli üçleme çekip; karanlık, ensest mağduru, tutunamamış, hep mağdur, hep hayatın sillesini yemiş, bir baltaya sap olamamış ama hep sap olmuş insanların hayatlarından kesitleri yansıtacağım.

Neyse ruh sağlığım açısından bir süre daha alakasız olacağım sosyopolitik, sosyoekonomik, sosyoentellekif konulara.



Kadın kısmının evliliğe bakışı böyleydi acaba erkek kısmısının nasıl?

Biz kızlar nasıl doğduğumuz saniye itibariyle evlenmeye kilitlenmiş olarak doğuyorsak, erkek kısmısı da asla evlenmemeye, hatta  zaruret halinde damarlarında akan son kan damlasına kadar direnmeye and içmiş olarak dünyayaya gelirler. İlişkiye girmeye son derece istekli olmalarına rağmen, ilişki içerisinde olmaya bir o kadar isteksizdirler. Ama napsınlar daha parmak kadarkene bize okulda ''Küçük Ayşe, küçük Ayşe, Ne yapıyorsun bana söyle? dendiğinde ''Bebeğime bakıyorum, Ona ninni söylüyorum ''diyerek direk çoluk çocuktan girmişiz. Erkeklere sormuşlar Küçük asker,küçük asker, Ne yapıyorsun bana söyle? diye ''Tüfeğime bakıyorum, ben kışlama gidiyorum. '' diyerek onlar hiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiçç bizi sallamamış direk vatan, millet, sakaryaya bağlamışlar.


Biyolojik olarak uzun uzadıya hiçbirşey düşünmemeye, hiçbir konuda enine boyuna kafa yormamaya kodlanmış bu cins, konu evliliğe geldiği zaman düşünürlerde düşünürler, düşünürlerde düşünürler; ben ne etsem nerelere gitsem? askerliği pas geçip ilticamı etsem? evlenmek için daha çok genç diilmiyim? (40 yaşındada aynı soruyu sorarlar, 60 yaşındada) evlenirsem ayağıma prangalar vurulacakmı? evlenirsem çoluk çocuk peşinde koşturacammı? evlenirsem beni ömrüm boyunca aynı genç kızla aynı evemi tıkacaklar? EVLENİRSEM BAŞKA KARI GÖREMEYECEKMİYİM? SONSUZA DEK AYNI KARIMI OLACAK? ey allahım evet  senin bu suratla bu beyinle 500 karı daha bulma olanağın vardı da müstakbel eşin bu şansı elinden aldı!! Ben zaten en erken 35 bilemedin 40 yaşında 20lik bi çıtırla evlenicem, en olmadı anamgil bana köyden kızoğlan kız alıcak ( ALLAHTAN FATMAGÜL'ÜN SUÇU NE ÇIKTIDA KÖYDEN ALINAN KIZLARIN HALİ VAKTİ ORTAYA ÇIKTI!) Hem zaten e be cahil hiç mi üçüncü sayfa haberi okumazsın? Adamlar at, dana, eşşek hatta ve hatta o bi sıkımlık canı olan tavuklara bile dadandılar, karıların eli heraldeki boş durmaz, ne bakiresi ne köyü?

''Ben 35 yaşında evlenicem çocuklarım robert kolejde okuyacak filan offf cidden şaka heralde dimi? Yani bir insanın böyle düşünebilmesi için çok ciddi anlamda kafayı yemiş olması yada çok ağır takılıyo olması lazım. Bi kere zaten 2012 dünyanın sonu ahiret günü hepimiz allahın izniyle geberip gidicez. Ayrıca kim yarınını biliyoda 5,6 sene sonrasını bilecek.


Biz nolursa olsun benim olsun derken, erkek kısmısı oluru var mı? varsa ne olur? olursa ne kadarlık ömrü var? diye düşünür. ( hiç inanarak yazmadım bence en fazla 2 saat sonrasını düşünürler.) Biz nolursa olsun diyip atladıktan bir, bilemedin iki ay sonra eeeeeeeee ne olacak bu ilişki diye düşünürüz. Ama erkek kısmısı bunu en baştan düşünür. İlişki biraz uzayınca ee eevlenicem mi? Amanın bağlanıyomuyum yoksam? Aaaaaaa kız yoksa aşık mı oldum ben? Hiiiiiiii hayatım kısıtlanacak mı? Zeki Müren de beni görecek mi ? diye kara kara düşünür dururlar.. Hem birileri onları çekip çevirsin isterler, hem çekip çevirince anammısın babammısın diye söylenip dururlar.. Birazcık doğru laf edersin bu seferde mor çatıya bir iki turları başlar vs.


O kadar sıkıldım ki şu yazıyı yazarken ki zaten o kadar umrumda değil ; Bence evlenme teklifi almak değil , kimin teklif ettiği önemli. Teklif etmek değil, teklif ettiğin zaman önemli ( işte zaman unsuru burda atağa geçer). Benim bünyemde zaman geçtikçe; Ne önemi varki artık? Eeee bu muymuş? hissiyatı oluşup içimi darıyo.. Bu yüzden bence önce kim olduğu, sonra kim tarafından ne zaman olduğu önemli.. Hem ilişkide, hem evlilikte, hem arkadaşlıkta, hem gece, hem gündüz, hem bugün, hem yarın, hem sonsuza dek...

Monday, October 11, 2010

Dün, Bugün, Yarın

Depresyondayım resmen. Havadan sudan sanıyordum ama her gün gazete okumaktan, haber izlemektenmiş meğer. İki gün bakmazsam ajansa hayat doluyorum. O yüzden artık daha tuzluk konulara geçiş yapıyor ve uzun zamandır aklıma takılan ve insanların nasıl bu kadar saçma sapan düşünebildiğini inanamadığım bir konuya dadanıyorum.

Şu ilişki ve evlilik konularına organ nakli yapıyormuş edasıyla; mekan, para, pul diye bakmayı da bakanları da anlayamadım gitti. Bu postumda (çok kuul bi karı olduğum için mecburum ingilizce kelime serpiştirmeye, konuşmaya kalksam 4. saniyede kitlenirim ama sonuçta türkler için havalı görünme guide madde 1 saçma sapan yerde ingilizce kelime kullanmaktır, eğer siz hala uygulamıyorsanız varoşun önde gidenisiniz benden de size hamiş notu olsun) o kutsal müesseye biz kızların gözünden her genç kızın rüyası singer dikiş makinası stayla bir bakış atacağım. 

Biz genç kızlar ana rahmine düştüğümüz saniye itibariyle en geç 22 ila 25 civarlarında hayatında olan, olmayan veya olması olası bir baydan elinde kendi kafasından daha büyük, beyninden daha büyük olacağı zaten garanti bir tek taşlan, dizlerinin üstüne çökmüş bir pozisyonda (bana bağdaş kurup meri mi ezgi demesi gerekicek kendime koca diye hobbit almazsam) marriage proposalı duymak için doğar, bütün genç kızlığımızı bu umutla geçiririz. Okul, bir dil bir lisan, kolundaki altın bilezik, iş, kariyer filan hikayedir tek amacımız 30 yaşına bekar girmemektir. Aslında adayın kim olduğu da pek önemli değildir, sıfatını sevim be aslolan nufüs kağıdında o yıllardır peşini bırakmayan amca yarısı soyadını değiştirmektir.

Aslında zaten bu durum kronik in a relationship sıfatı bağımlısı olmanın bir sonraki safhasıdır yani;  genç kız eğer committed değilse kendini sapsız teflon bir tava, gazı kaçmış bir kutu kola, nane ferahlığı bırakmayan çakma bir diş macunu, john frieda marka olmayan saç bakım ürünü, belvedere olmayan votka, ipone veya blackberry olmayan telefon, mac olmayan ucuz basit aşağılık herhangi bir pc (çünkü eğer mac değilse kesinlikle öyledir aman neme lazım ey allahım eyyyyyyyyy sen akıl fikir ver) gibi hissetmek ve hatta bazı ağır vakaalarda bakkala, markete, sinemaya ve tiskoya bile sadece ve sadece abaza olduğu için gitmeyi reddetme durumu da gözlemlenmektedir. 


Bu hastalık genç kızlarda ergenliğin hemen akabinde başlar, genç kız içindeki hissiyatı durup dinlemeden, aşık olup sevmeden kendinde sürekli bir erkek arkadaşı olma zorunluluğu hisseder, kendisine bir hobi edinmek, kitap, dergi veyahut gazete okumak, spor yapmak, sergi, bienal veya müze gezmek ve hatta kız arkadaşlarla vakit geçirmek bile onu tatmin etmez, varsa yoksa filörtü olsunda filörtü olsundur. Özellikle küçükken anasının babasının elini tutmadan yürüyemeyen bağyanlarda bir çocuk psikoloğundan erken müdehale babında yardım almakta çok büyük fayda vardır. Etrafında sevgilisi olmayan genç bağyanları aşağılayıp daha iki gün önce 98. kez boynuz yediği erkek arkadaşının sarımsak cücüüü beyinli poker arkadaşlarından birini ayarlayalım bari sana gibi son derece talihsiz açıklamalara bile imza atan vakaalar görülmektedir. 

Hastalık yaşla beraber ilerler kronik ilişki içinde olma bağımlılığı semptomlarından aman yaşım geçti şöyle paralı bi bay bulayımda iyi yere dükkan açayım gibi en ileri safhalara kadar ilerler. Ama hastalığın en belirgin özelliği kesinlikle sevmek aşık olmak zorunluluğu hissetmemektir, birazcık hoşlantı varsa ne ağlağ yanına kar kalır tabi tadından yenmez. Zaman zaman dönemsel veya mevsimsel kim olursa olsun ilişki içersine gireyim ben kış kıyamette geldi be abi şeklinde semptomlar görülse de bunlar geçicidir, aşık olup ufkun açılınca hemen geçer çok da üstünde durmamak lazım gelir.

Rahatsızlık erkeği evliliğe ikna ile son bulmaz, düğün yapılacak lüküs yer, son model möble, cristofıl çatal bıçak takımı, başını sokucak bir ev ( hahahahah başını sokucakmış traktör bile girebilecek büyüklükte ve mümkünse kira olmayan tam ve mükemmel bir ev (kira kontratlarında böyle yazar bakınız), bi yat bir at bir kat vs. vs...... isteklerle devam eder. Sanki hepimiz anamızın evinde herşeye sahip yaşadıkya kocadan isticez bunları, he ok herşey vardıysa zaten kocayı o eve al ne diye adamı bunaltıyosun be kadın.

Hormonundan mı dır? Bir canlı meydana getirme özelliği yüklenmiş olarak dünyaya gelmiş olmasından mı dır? Muayyeninden mi dir? Yoksa duygusal varlıklar olmasından dolayı mı?  Karı kısmısı hayatı boyunca kendini o beyaz gelinlikle göreceği günü bekler. He birde DOĞRU ZAMAN MI? DOĞRU İNSAN MI? dilemması var ki hayatımda duyduğum en gerzek açılım. Heraldeki herşeyin doğru zamanı vardır.. Ergin olmadan evlenmek zaten hukuken sıkıntı yaratır, belliki en erken yirmili yaşlarda olacak bu melet! Tabiki de doğru insandır bu anlamsız, haysiyetsiz ve aşağılık önermenin cevabı. Birinden çok hoşlanırsın veya aşık olursun çıkarsın, anlaşırsın ilişki devam eder, o kadar seversin ki iyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta hayatını onunla geçirmek istersin ki bu aynı evde yaşayıp herboku beraber yiyip biribirini sık boğaz etmek anlamına da gelmez. Hem sevip, hem aşık olup, hem karı koca olup, hem de arkadaş olabiliyor medeni insanlar, ama biz türk milleti toptan abaza olduğumuz için bütün hayatımızı sex ve sexin bize kattıkları ve bizden alıp götürdükleri üstüne kurarız baylar için nasıl evlenilecek bayan eğlenilecek bayan ayrımı varsa biz genç kızlarda da eğlenicek bay ve sürüye ayak uydurmak için yediğin bütün nanelere sünger çekip, kendini on numara pazarlaman gereken müstakbel bay ayrımı vardır.


Zaten eğer bu çelişkinin cevabı doğru insan değil, doğru zaman olsaydı, bekarlık diye bir kavram olmaz, 18 yaşından sonrada dünya üzerinde bir tek evlenmemiş insan kalmazdı. Epi topu yaşadığım ilişki sayısı bir elin (bir elin ama 1 EL) parmaklarının yarısına bile zar zor ulaşır mı onu bile bilmiyorum ama ben açıkçası kalbi o kadar geniş insandan zaten korkarım ya çok yalancıdır yada sürekli avuç avuç haplanıyodur bünyesinde o kadar sevgiyi biriktirmek için. Tamam kimse Bronte Sisters kitaplarındaki gibi aşklar yaşamıyor ama aşksız sevgisiz olur mu? Yok bana iyi davranıyo ama yok iyi bir insan ama.... O yaşa kadar evin tavan arasında üvey babandan işkence görmediysen hiçte sağlıklı bir düşünce yapısı değil bu. O yüzden tabikide onsekizinden önce buldumcuk varoş karılar gibi kocaya kaçmanın alemi yok ama yirmibeşinden sonrada cıktığın her baya ben evlenmiyeceğim adamla olmam gözüyle bakmanın alemi de yok. Ne acı ama öyle bir öngörünün Nostradamusta dahi olduğunu pek sanmıyorum. Erkek kısmısıda arkası yarın si ya!

Wednesday, August 18, 2010

12.09.1980 - 12.09.2010 Bir paşa bir başbakan 30 yıl sonra...

RTE:
'' Cumhurbaşkanının imam hatipli olacağı günler yakındır.''
K.E:
'' Gülen'in okullarında Atatürk resimleri var, her şeyin bulunduğu bu okullar güzel okullardır.''


RTE:
'' Ben meclis'in dua ile açılmasından yanayım. ''
K.E:
" Meclis'e komünist de İslamcı da giriyor. Bu da girsin. Biz seçim barajını, bu partiler Meclis'e giremesin diye çıkarmış değiliz.''



RTE:
'' Sayın Öcalan.., Sayın Barzani.... vs.... ''
K.E:
'' Biz istediğimiz kadar 'Hayır' diyelim, orada bir Kürt devleti var. ''


RTE:
'' YARSAV gibi bir vakfın yargıçlar dünyası içinde kurulması kadar bir yanlış olamaz.''
K.E:
'' Ne demekmiş kadın kolu, gençlik kolu birde ihtiyar kolu. Böyle şey olurmu ?''


RTE:
'' Velevki.....''
K.E:
''Netekim..... ''


RTE:
'' Ben giriyorum siz de girin.''
K.E:
''Meclise iki, iki buçuk parti girse yeter.''


RTE:
Buraya herhangi bir sözünü yazmaya gerek duymuyorum, fiilen yapıcağını yaptı zaten...
K.E:
'' Biz telefonları dinlemiyorduk. Santralden geçerken duyuluyordu.''


RTE:
'' One minute, one minute, one minute... Olmaz!... One minute! ''
'' Silvio kam hiiiir ''

K.E:
'' Ladys and centilmens. Hahahah bakın İngilizcemiz de var. ''


RTE:
'' Durmak yok. Bu yol devletin yolu. Milletin doldurduğu meydanları, AK PARTili olsun, olmasın bütün insanları siyasetin merkezine insanı yerleştiren bir felsefeyle yolumuza devam ediyoruz. ''
K.E:
'' Yapılması gereken ne varsa hepsini askıya aldık. ''


RTE:
'' Türkiye’nin yarınında artık Kemalizme ve Kemalizm benzeri rejimlere yer yoktur. Kemalizmin yeniden kendini üretmesi söz konusu değildir. Bizim için en üst belirleyici, İslam’ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir. Ben İslam’ın devlet planı içinde düşünüyorum. ''
K.E:
'' Eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı. ''


RTE:
'' Başkanlık sistemi, eyalet sistemi olmadan üstü kaval, altı şişhane olur. ”
K.E:
'' Türkiye sekiz ana eyaletten oluşan bi yönetim sistemine geçsin. ''


RTE:
'' Cumhuriyeti biz kurduk!" Sevsinler seni, nasıl da kuruyorsun!  ''
K.E:
'' Bunlar tencereyi pisletmişlerdi, biz temizledik. Yeniden tencereyi verelim, yeniden pisletsinler istedikleri bu ''


RTE:
" Hadi ananı da al git buradan."
K.E:
'' Asmayalım da besleyelim mi? ''


RTE:
'' Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor diye. Yahu millet istedikten sonra laiklik tabii elden gidecek''
K.E:
"Hangi taşı kaldırsan altından Atatürk çıkıyor. ''


RTE:
'' 10 Kasım'da yaygara kopartıldı. ''
K.E:
'' 12 eylül'e çamur sıçratmak istiyorlar. ''


RTE:
'' Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır. ''
K.E:
'' Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir ama bu memleketin de sahipleri vardır. "


RTE:
'' Askerlik yan gelip yatma yeri değildir. ''
K.E:
'' Polis'te dernek olmaz. ''


RTE:
'' Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim ''
K.E:
'' İdamları imzalarken ellerim hiç titremedi. ''


RTE:
'' Maaşım yetmediği için ticaret yapıyorum. ''
KE:
'' Empresyonist şeylerde… Bu branşta resim yapıyorum.  ''


RTE:
'' Kriz teğet geçti. ''
KE:
'' Yaşı falan büyütülmedi efendim hiç böyle şey olurmu ? ''


RTE:
'' Benim partim ikinci olursa ben genel başkanlığından çekilirim. ''
KE:
'' Yargılanırsam intihar ederim. ''


RTE:
'' Sen ne mutlu Türküm diyene dersen o da ne mutlu Kürdüm diyene der. ''
KE:
'' İlk idam dosyası önümüze geldiğinde denge olsun diye bir tane de sağdan olsun dedik. Mesela sağdan birinin dosyası mı geldi, beklerdik ki bir tane de soldan olsun, böylece denge kurulsun. ''


RTE:
'' Ben İstanbul'un imamıyım. ''
K.E:
'' Bir insanın en azından iki rekat namaz kılmasını bilmesi lazım. "


RTE:
'' Sayın Peres benden yaşlısın. Sesin çok yüksek çıkıyor. ''
K.E:

'' İlker Başbuğ'un yerinde ben olsam istifa ederdim. "


RTE:
'' Her şey Türkiye için...''
K.E:
'' Biz işkencenin karşısındayız. İşkenceyle netice almak istemeyiz. bu, insanlığa da aykırıdır, vicdana da aykırıdır. ''


RTE:
'' Gençler, bakınız, her üniversite mezunu iş bulacak diye birşey yok. ''
K.E:
Gençlerin üniversiteye girmesine lafı yok, ordan alıp mezara yolluyo direk...


Hiçbir fark göremiyorum, üstüne hiçbir şey eklemeye gerek bile yok. Anayasa'nın değişmesi gereken tek maddesi 175. maddesi olan halk oyuna sunulabilmesi maddesi, tabiki de değişikliğin kapsamında o madde yok.

Thursday, June 3, 2010

Kısa Günün Karı

                                                 NUR İÇİNDE YAT

İki senedir bütün metro istasyonlarında yardım topluyoruz (öle insanı filan diil gayet maddi) diye basbas bağaran İHH İNSANİ YARDIM VAKFI? afişlerini göremedik. ( şu an toplu taşıma araçlarında hoca efendi'nin kitap reklamlarının afişi ve hala ve halaaaaaa deniz feneri afişleri var yuh!!) Mavi Marmara'yı İdo'dan bu yardım paralarıyla (ido??) alındığını ruhumuz duymadı.

Bu uluslarası bir yardım bunun sadece Türkiye ayağı insani yardım vakfı diyelim tamam. Acaba niye sadece mavi marmarayı vurdular? Neden 600 masum insan, çoluk çocuk var?  Neden %90 ının soyadı albayrak geri kalanı sakallı, utanmıyolar mı küçücük çoçuklarla kadınları da o gemiye tıkmayı, (bunu positiv ayrımcılık adına söyledim. Kadın, doğası gereği erkekten zayıftır!) Neden RTE, Hamas milli irade ile seçilmiştir diye destek çıkar?

Filistin, topraklarının bir bölümünü parayla İsrail'e satarken eninde sonunda orda kurulacak devletin o toprakla yetinmeyip sınırlarını genişletmek isteyeceğini malesef öngöremedi, kıyamet bundan koptu. Evet İsrail'in politikası belli her zaman radikal, her zaman net , her zaman orantısız  insan öldürmenin ne kadar acı olduğunu en iyi onların bilmesi lazım. Ama sen cihad uğruna, yok alkol aldı, yok başını açtı, yok kıçını açtı, yok başka mezhepten diye kendi milletini bölersen, biride gelir bu basiretsizlikten yararlanır, gelir seni böler.O yüzden bi ton aklı başında insan bi taraflarını yırtıyor KÜRT SORUNU YOKTUR, AĞALIK SORUNU VARDIR! diye. Doğu ve Güneydoğu'da bütün topraklar aşiret reislerinin elinde, millet işsizlikten kurudu, açlıktan geberiyor, kızlar 10 yaşına gelince bi ineğe satılıyorlar, O aşiret reislerinin umrunda değil onlar ancak terröre yardım etsin, jankilere kaçakçılık hizmeti versin.

Kaldı ki israil'in politikası çok sert olabilir ama Filistin'in veya benzeri müslüman veya arap ülkelerinin nasıl ki? Onlar da git kendini patlat diye hamile kadınları bile canlı bomba olarak kullanmıyorlar mı? Ne zaman ne hayır gördükte bu kadar kardeş ilan ettik.Geminin bandırasına gel zaten, eee nolcak şimdi amanın Türkiye bandıralı diil! Paintball topu mu silah mı acabayı tartışıyolar insanlar ölürken.




Kendi vatandaşın yerin 80000 kat altında karıntokluğuna kömür madeninde can verince kader oluyor , Filistin'e yardıma sakalla takkeyle gidenlerin burnu kanayınca savaş sebebi mi, oluyor.? Ne oldu şimdi RTE dünyaya kafamı tuttu. Bu kasımpaşalı ağzıyla politika zaten olmaz. Türkiye, ortadoğuda gücü ele geçirebilecek %99'u müslüman olan tek modern ( ey allahım oturup saydınız di mi!!) ülkedir; gerçekten çok büyük bir geyik. Ne modern' o sokaklara dökülen tipler kim? % 99 'u müslüman % 5'i belki biraz çekiştirirsen modern olduk artık resmen.

Neyse kısa günün karı;  BM doğru dürüst kınamadı bile İsraili, RTE bu bahaneyle çaktırmadan bi aleviyi daha ergenekon ayağına içeri aldı. İki gün önce sokakta gördüklerimi bir daha ömrüm hayatımda görmek istemem, dillim tutuldu Persepolis halt etmiş. Tek umudum çeçen kardeşlerimize! verdiğimiz destek gibi olmasında hiçbirimiz bir gece aniden rehine olabiliriz korkusuyla yaşamayalım. 

Thursday, April 15, 2010

Da Kuuulest Guy


Luke Wright tarafından kaleme alınmış bir eser kendisi bu seneki Glastonbury'de de performans sergileyecekmiş. Ayrıca, İsmail YK yurstseven kardeşin çok daha önceden Facebooka güzelleme yapmış olması, bir Türk genci olarak beni çok gururlandırdı. Bu şiir, şarkının biraz replikası olmuş, şarkının sözleriyle şiir arasında inceden bi esinlenme sezdim.( özellikle lokomotif gülşen, çıtıpıtı birsen bölümü bire bire copy paste) Gerçekten son zamanlarda zeynep tosun designs ve cihanbey boutique'den sonra en beğendiğim iş ( Bütün kuul heriflere armağanım olsun, bayılıyorum köpek eden erkeğe)


My Own Worst Enemy

I’m single because I’m my own worst enemy
You know my type, you’ve met men like me
I date like a tourist, I like to see the sights
Maybe take a few pictures then leave at first light
I’ll pay for the initial meal and that’s your lot
I‘ll screen all your phone calls and then sulk when they stop
I’ll search FACEBOOK for girls I’ve meet once at functions
Typing “Steph” “blonde hair” “purple dress” “Clapham Junction”

I’ve been on blind dates, speed dates and naked discos
80’s style wife-swaps with birds wearing viscose
Had fumbles on bog seats, made love under heaters
Inside parked cars while we wracked up the meter.
You see initially I get the ticks
But going out with me is like the Olympics
All the pomp, ticker tape and fuss is fleeting
then it’s over in three weeks with charges of cheating

I’m single because I’m my own worst enemy
I’ve had it all: girls saying “woah there speedy”
Or “are you pulling that face cos you think I’m ugly
Or “I really like you Tom.” Yeah, my name’s Andy
I’m the guy that girls don’t introduce to their friends
Who meets a hippy bird at a festival and pretends
That he’s a vegetarian just to get a shag
Then writes the whole thing down and sends it to a lads mag

I knew this bloke, right, he used to corpse after sex
Lie there petrified about the bit that comes next
To stop her cuddles, he’d fake cramp, jump out of bed
Screaming, rubbing his thighs and hopping on one leg
I know how he feels, see men like me are like cars
If a girl get too close they set off our alarms
The bag-carrying boyf– one cliché I’ll never be
I’m single because I’m my own worst enemy

Monday, April 12, 2010

aman ne biliyim ben



Dün Mine Vaganti'yi izledim, bayıldım. İnsan galiba bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak sorunsalını ana rahmine düştüğünden itibaren, diğer genetik talimatlarıyla beraber DNAsında taşıyor. Bu sorunsal önyargı ve anlamak (aslında empati demem lazım ama o lafa oldum olası kılım, sanki başında veya sonunda harf eksiği var.) iplikçiği şeklinde tezahür eder ve bu iki iplikçik birbiriyle sürekli bir didişme halinde giderler. 

Ben bu genlerin aslında sığır milletimin alameti farikası olduğunu sanıyordum ama dün mine vaganti'yi izledikten sonra çok büyük g.. oldum. Gerçi çoğunluğu radikal katolik bir ülkede, sıkı sıkıya bağlı olunanın dışındakileri  kabulenememe pekte garip gelmedi ama bu kadarı çok acımasızca. Adam bütün film kendini yedi bitirdi; anayı boynuzlayan şovenist bir babaya, kontrol manyağı bir anneye, alkolik bir  halaya, kayınbiradere yollu bir babanneye gay olduğunu söyleyemedi gitti. Aslında ne kadar saçma si..n benin si..len benim sana noluyor? diyemiyor heralde insan, basireti bağlanıyor. Zaten bütün boklukta bundan çıkıyor.

Kız anası nasıl kızının bekaretinin ancak kocası tarafından bozulacağına inanıyorsa (bekaret bozmak: buyur burdan yak işte, bu erkek milleti doğuştan bişeyleri bozmaya, kırmaya, yıkmaya programlı, bi iştede yapıcı olun arkadaşım hep yık hep boz nereye kadar?) Erkek babası da oğlunun mütemadiyen karı bozan, mumuş kovalayan bir mutluluk çubuğu olduğu düşüncesiyle yaşıyor.

Filmdeki insan üstü varlık, yavrum tomasso, işin en zorlu aşaması olan; kendinle yüzleşmek, kendi doğru bildiğini, kendinle ilgili gerçekleri kabullenmek, başına gelen herşeyi, yaptığın her hareketi ota boka çiçeğe böceğe yormamak, aman eleştirilicem diye intihara sürüklenmemek kısmını halletmiş. Ben yaptım olduculuk veya herşeyi ben bilirim kafası baya leyyyym kaçıyo artık, soooooo 60's., masa başında onun bunun yediği bokları eleştirmek artık hiçte kuuuul değil, o çok rahat görünen bohoların kaçı acaba ilk verdiği  gün anasına gidip oh kurtuldum diyebilmiş? yada sevgilisini düdüklediği arkadaşına abi karıda çok or..uydu demek yerine, sarhoşken uçkurunu bile tutamayan 5 para etmez leşo herifin tekiyim diyebilmiş?

Aslında hayatımızdaki embesillere kendimiz veriyoruz bizi böyle acımasızca yargılama cüretini. Kendin yediğin boku kendine itiraf edemeyip binbir türlü sebep buluyorsun sonrada karşıdakilerin senin hakkında fikir sahibi olmasına tahammül edemiyorsun. Sen kendi fikrini savunamamış, kendinle hesaplaşamamış, yaptıklarını kendine kabul ettirememişsin, hala kafanda soru işaretleri dolanıyo, eee o zaman karşındakinden de seni sallayıpta seninle yada yaptıklarınla ilgili önce fikir sonrada bilgi sahibi olmasını bekleme.

Aksi zaten çok komik olmazmıydı? Sinema eleştirmenlerinin hepsinin en az iki kısa, üç adet uzun metraj, bir independent, birde horror (bir tanede porno olmazsa gönül koyarım) film çekmiş olmaları, müzik eleştirmenlerinin yüzde yetmişinin soprano geri kalan yüzde otuzunununda devlet senfoni orkestrasından olmaları, sanat eleştirmenlerinin hayatları boyunca en az 4 bienalde performans sergilemiş olmaları, politika eleştirmenlerinin de en az 5 yıl cumhurbaşkanlığı yapmış olması (Aslında fenada olmazdı, altına s.ç.p on gün aynı entariyle gezen, leşş gibi hacı yağı kokan, 8 karılı 38 çocuklu araplarla bir tutulmaktan kurtulurduk belki)Tomassonun babasınında 4-5 herif götürmüş olması gerekirdi (ki reel hayatta filmdeki gay oyuncuların hepsi hetero, koyu hetero baba ise gaymiş; allahım sonunda bir beğendiğim gay çıkmadı başıma taş yağacak)

Başkaldırmak; ertafındaki herkesi gerizekalı yerine koyup herbokun en doğrusunu ben biliyorum demek derecesinde kendini hayvanlar gibi önemsemek değil; insanların ne düşüneceğini sorgulamadan korkmadan yaşamak.Serseri mayın babannenin tek lafı kaldı aklımda '' ANCAK MUTLU OLMAK İSTEYEN İNSANLAR KARŞI GELEBİLİYOR, GELİNMESİ GEREKENLERE'' Kendine karşı ne kadar şeffaf olursan o derece mutlu oluyorsun. Yoksa o kafa ne otla, ne bokla, ne kokla, nede alkolle birtürlü açılmaz, öyle bir umut beklersin belki düzelir diye.

Sonrasında en büyük resimde biraz İstanbul, biraz deniz, biraz müzik, biraz rose, bide benim gibi burnundan baktığında kıçını görebileceğin kadar şeffaf karı yeterde artar bile ( ezgi eren turizm reklam medya pazarlama gıda kimya danışmanlık alsat versat ltd şti GmbH Co. Inc. ) hihohohoho irençççç bi insanım bayılıyorum kendime:)